SIRLI ÇERÇEVE

BURADASIN
kirik-ayna

SIRLI ÇERÇEVE

Toprak, bir gün aynaya dedi ki: “Ay ayna! İmreniyorum sana! Çünkü kim sana baksa, kendini görür; bana bakanlar ise, sadece beni görür!”Ayna toprağa şöyle cevap verdi:“Ey kara toprak, ne beyhude bir dert ile dertlenmişsin. Bilmiyor musun? Ben bana bakanların bugününü gösteririm. Oysa sen, sana bakanların yarınından haber verirsin…”Bu cevap, toprağın beğenisine gitse de, tekrar dedi:“Belli ki içimi rahatlatmak içindir sözlerin. Söyler misin bana, sana bakanlar, hiç dönüp bakar mı bana?”Ve ayna toprağa acı bir gülümseyişle şunları söyledi:“Merak etme! Bana bakacak yüzü kalmayanların gözü, hep sana döner!”

Arayan gözler karşılar bizi. Sanki bir yerlerden tanıdıklar. Gözlerin sahibini düşünürüz…  Başımızı çeviririz, o da çevirir. Yüzümüzün çizgilerinde gezinirken, ellerimizi takip eder. Bakışlarımız, korkularımız birdir. Lekesiz, pürüzsüz, saf yansımalar bizi şaşırtır… Her şey ne mükemmel eşleşmiştir diye düşünürüz. Hâlbuki küçük bir çizik görüntünün kaybolmasına yeter…

Aynalar,  kendisine bakan herkesi, her şeyi görür, aksettirir… Ama bunu bilmez, kendisini göremez, haberdar olmaksızın aracılık eder. Arkası karanlık, önü ise aydınlıklardan bir ufuk… Baktıkça uzaklaşırsın, seyrettikçe kaybolursun. Aranılan her ne ise ulaşılamazdır; ama aslında hakikatler tam karşında, seni izlemektedir.

Kimi zaman aynada bakarken kendimize, bakışlarımız kâinatla çarpışır. Suret yerine güneş, ay ve yıldızlar inmiştir sahneye. Yüce dağlar, koca denizler, derin vadiler kaplamıştır her yeri. Hiç görmediğin kadar muazzam bir tablo vardır karşında. Her şey yerli yerinde, sabit ve hareketsiz… Tam kendini gökkuşağının albenili tonlarına kaptırmışken bir de bakarsın gözlerinin rengidir seni hayran bırakan. Bir âlem olursun, bir sensin karşında…

Kimsenin söyleyemediği hakikatleri aynalar haykırır yüzümüze. Bir beklentisi yoktur bizden. Gizlemez gördüğünü. En dağınık ve mahcup hallerimizin tek tanığıdır. Belki de dili yok diyedir karşısına tüm pervasızlığımızla çıkmamız. Bize sonsuz samimiyeti ile karşılık verip bir şey beklemeyendir. Bu haliyle bulunmaz bir sırdaştır tüm vefasızlığına rağmen.

Aynalar yüzyıllardır insanın kendisini tanımasına yardımcı olmuştur. Bedendeki değişikliklere, çehrelerdeki kıvrımlara ve ruhlarda oluşmuş deriz izlere ışık tutarlar. Bu yönüyle aynalar bir tefekkür vesilesi sayılır. Cahit Sıtkı’nın, yaşlılığın resmini yansıtmasından ötürü düşman addettiği aynalar, aslında her şeyden habersizce, dünyadaki en ’’acı hakikatin’’ habercisi hükmündedir.

Eskilerde aynalar ölüm döşeğinde yatanların sağ olup olmadığını anlamak için ağızlarına tutulurmuş. Ayna buharlanırsa bu, hastanın hâlâ yaşadığının işareti sayılırmış… Yaşama tutunanlar için vazgeçilmez bir parça olan bu gizemli cisimlerin hayat ile ölüm arasındaki ince çizgide de yansımalarını sürdürebilmesi ilginçtir…

Bir zamanlar lunaparklarda insanları olduğundan farklı gösteren aynalar bulunurdu. Kimi tümsek kimi çukur şeklinde… Buraya bakanlar kendilerini ya ince, uzun ya da çok iri ve heybetli görürlerdi. Tabi bu yalancı akisler gerçeğin mahiyetini değiştirmiyordu. Aslında büyüklenenler artık dev aynasına da ihtiyaç duymuyor. Kendimizi yaşama o kadar kaptırmışız ki biz olmasak hiçbir şeyin yürümeyeceğini sanıyoruz. Devleşen, aynalardaki aksimiz değil; biz oluyoruz kendi gözümüzde…

Bence, aynada nasıl göründüğümüzden ziyade aynanın bizim gözümüzde nasıl göründüğüdür önemli olan. Aynaya biçtiğimiz role karşılık göreceklerimiz de o paralelde olacaktır. Belki aynalara yansıyan görüntülerimizi değiştirmeye muktedir değiliz; ama yaşama sevincimizin bu sırlı çerçevede sıkışıp kalmasına engel olmak yine bizim elimizde…

 

Ahmet MERSAN

TEMRİN DERGİSİ/36

Bu Yazi Toplam da 1.905 defa okundu


Bu Yaziyi Paylaş :

Benzer Yazilar

mmmajkdjksajkds

MEKTUPSUZ KALAN ZARFLAR

Mayıs 28, 2016
timthumb

BEKLEMEK

Mayıs 28, 2016
window-96719_640

DUVARLARIN GİZİ

Mayıs 27, 2016

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?


TemaHEX