MEKTUPSUZ KALAN ZARFLAR

BURADASIN
mmmajkdjksajkds

MEKTUPSUZ KALAN ZARFLAR

 

Artık neredeyse arşivlerde, tarih sayfalarında rastlar olduk mektuplara. En son ne zaman mektup aldınız? Veyahut ne sıklıkla yazarsınız gibi soruların anketlerden çıkarılmasının üzerinden çok geçti. Teknolojinin acımasız bir hızla ilerlemesinin en dramatik kurbanlarından biri de mektuplardır. Binlerce yıllık haberleşme geçmişinin en önemli figüranı şimdilerde kendisine uzanacak kadirşinas ellerin haberini bekliyor.

Küçücük bir zarfın içine dünyaları sığdırmaktır mektup. Her okunuşta farklı anlamlar sunan, her bakıldığında sevilenin bir başka yüzünün yansıdığı zarif aynalardır. İnsanın çok sıkıldığı, içinden bir şeylerin koptuğu, dünyanın üstüne üstüne geldiği anlarda, ırak diyarlardan gelen dost kokulu bir mektuba paha biçilemez. Sanki sevdiğimiz, dostumuz kalkıp yalnızlığımızı paylaşmaya, bizimle hasbıhal etmeye gelmiştir uzaklardan… Elimizdeki bir kâğıt parçası değildir artık. Sevilenin yüreğinden dökülenler tane tane içimize işler. Belki askerde, belki loş bir hastane odasında belki de mahpussundur. İşte o zaman o küçük zarfın içine sıkıştırılanlar büyür; önce gözlerini, sonra tüm hayallerini kaplayıverir. Alır götürür seni, hiç takatinin olmadığı enginliklere…

İlk mektubumu aldığım zaman ilkokul sıralarındaydım. Küçük bir dairede memur olan babasının tayiniyle ayrı düştüğüm arkadaşım Mustafa’ya yazmıştım. Vedalaşırken aldığım adresine bir süre sonra mektup göndermiş, karşılığında eve gelecek mektuptan tuhaf bir utangaçlık ve kabahat hissi duyacağımı düşünerek okulun adresini vermiştim. Çok geçmeden cevap gelmiş, nüdür muavinin şaşkın bakışları arasında ilk mektubuna uzanmıştı yüreğim.

“Yaşamımda bana verilen en güzel şey bu mektuplardır.” diyordu Kafka. Sevdiğinden gelenleri kutsal bir ayine başlar gibi okumaya başlıyordu.  Mektup, hem kaleme alan hem bekleyene ait ortak bir zaman dilimi. İnsanın, düşüncelerini; hüzün ve sevinçlerini, yalnızlığını paylaşabileceği beyaz kâğıtların olması büyük nimet! Kalemle kâğıdın o müthiş buluşma anı, duyguların harfler tarafından kucaklanışı, kalbin beyaz tuvale düşen aksi… Mektup, yüreğin pare pare kalemden damlamasıdır ki dokunanı yakıp kavurur…

Baştan savma, özentisiz, ilgisiz tavırları ise hiç kaldıramazlar. Hemen anlayıverirler üzerlerinde gezen parmakların sıcaklığını, samimiyetini. Sadece üzerine damıtılanlar değildir mektubu farklı kılan. Şüphesiz seçilen kâğıtlarının rengi, boyutu, düzenlenmesi de bir o kadar önemli. İçeriğe göre belirlenen desenler, dikkatle tütsülenen beyazlar, çizilen siluetler.

Mektuplarda sevdiğim bir başka nokta ise muhatabın önceki mektubumu aldığı sırada yaşadıklarını anlatmasıdır. O zaman sanki o mektubu tekrar yazıyor gibi hisseder insan, sanki mektubu heyecanla bekleyen yine insanın kendisinidir.

Hatırlıyorum da eskiden okullarda, çocuklar arasında “Bak postacı geliyor, selam veriyor…’’ Şarkısı öğretilir, söylenirdi. Sanırım toplumdaki mektup anlayışının değişmesine paralel olarak bu sözler de tedavülden kalkmış oldu. Yeni nesle mektubu tanıtmak için çeşitli etkinlikler, yarışmalar düzenlenir oldu. Tabi ya son on yılda ülkemizdeki mektup gönderme oranı yüzde elli azalmış. Ne savaşlar başlatan ve başlar uçuran, nice hayatlar kurtaran mektuplar şimdi neredeyse geçmişe ait hoş bir nostalji olarak görülüyor.

Şimdilerde kimse mektup yazmak istemiyor gibi. Telefonun her cebe uygun hale gelmesi mektup için son darbe oldu galiba. Hız, rahatlık ve imkânlarıyla elbette hayatımızda çok önemli bir yeri olan bu cihazların mektupların sahip olduğu samimiyet ve sıcaklığa hiçbir zaman için ulaşamayacakları bir gerçek. Hangi telefon çalışında yüreğimize uzatılmış bir mektup kadar seviniriz ki?  En kötü postacının sesi bile yeni bir mesajınız var diyen elektronik cümlelerden daha içten, bizden değil midir? Kulağımıza çalınan en tatlı sözcükleri bile en fazla birkaç kez tekrar dinleriz. Hâlbuki sinemize işleyen hitap kelimelerini kim bilir bir bakışta kaç defa okur, içimize çekeriz…

Her şeye rağmen günümüzde halen varlığı devam ettiren mektuplar da yok değil. Hani damgalı, kaşeli; genelde bankalardan, noterden, resmi kurumlardan gelen tebligat, celp ve bildirim kâğıtları… Asil zarfların soğuk yüzlü sayfaların işgaline uğradığı mektuplar.                                                                                    Artık bu nameleri taşıyanlar da şekil değiştirdi. Yerini kargo şirketlerine bırakan posta sisteminin hala ayakta kalmayı başarmış postacı amcaları da yollarını gözleyenlere, makine dumanı ve kornalarla selam verir oldular.

İlerde bir gün üçüncü bir dünya savaşının çıkacağı ve günümüz teknolojisinin bir şekilde tamamen yok olacağı iddiaları var. Varsayılanların ne kadar gerçekleşeceği bilinmez ama mektupların tekrar hayatımıza girmesi için o günleri beklemeyi kimse istemiyordur herhalde!

 

Ahmet MERSAN

TEMRİN DERGİSİ/37

Bu Yazi Toplam da 1.675 defa okundu


Bu Yaziyi Paylaş :

MEKTUPSUZ KALAN ZARFLAR Konusuna Ait Etiketler

Benzer Yazilar

timthumb

BEKLEMEK

Mayıs 28, 2016
window-96719_640

DUVARLARIN GİZİ

Mayıs 27, 2016
kirik-ayna

SIRLI ÇERÇEVE

Mayıs 27, 2016

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?


TemaHEX