TAZE BİR ÖLÜ GİBİ

BURADASIN
211377

Gecenin, katran karası ölgün örtüsünü üzerinden atmasına az bir zamanın kaldığı, şafağın güneşle hemhal olmasının biraz öncesinde
garip bir rüyanın bedenimi üşüten gerçekliği ile açtım gözlerimi vakitsizce…
Zaman mefhumunun tedavülde olmadığı, akrep ve yelkovanın hükmünün geçersiz kılındığı, küçük ölümün hayat ışığı olan düşlerde, vakitten bahsetmek ne kadar abesle iştigal etmekle bir tutulsa da görülen kimi rüyalar hiç bitmeyecek mutluluk lamalarına yahut dipsiz elem hüzmelerine dönüşebiliyor bir anda…

Bol tuzlu yiyenin rüyasında sürekli su içmesi, aç olanın yemek yemesi,
sınava hazırlananın imtihanını verdiğini görmesi sıradan olaylardır da
rüyada korku tünellerinde gezintiye çıkmak acaba hangi hakikatin hayatımızdan uzaklaştırılma çabasıdır…

Rüya tabirleri oldum olası merakımı celp etmiştir.
Tabi öncesinde rüyanın kendisi…
Nasıl oluyor da dakikalarla sınırlı bir küçük lahzada; günlerin, haftaların ve hatta yılların yaşanmışlığı insanın ruhunu kaplıyor dört bir yandan.
Ve taze bir ölü gibi kapalıyken insanlığın dünyasına; kanımızın dolaşımı, kalbimizin atışı ve dahi vücut fonksiyonlarının aksamadan idamesi.

Ruhumuz; envai yeşili, güzellik ve letafeti temaşa edip, bu güzelliklerin bir düş olmaması için dua ederken içten içe, kimi zaman da çaresizlik girdaplarında, ürperti rüzgarlarında yıkanıyor duygularımız.

Rüyalar; modern tıbbın ve asırlar ilminin henüz çözemediği birçok gizli hikmet ve manayı barındırıyor hala kıyılarında. Yakup ve Yakup’un biriciğine nasip olan hikmete özenmiyor değiliz hani… Mahir olsaydık yorumlamada düşleri, düşlerimizi acaba neler değişirdi hayatımızda… Nelere sevinir, nelerle hüzünlenirdik… Neleri değiştirmek için çaba ve emek sarf ederdik. Böylesi daha mı iyi diye de söylenmeden geçemiyor insan…

Rüyanın bir de edebi yönü var  tabi.
Bu kadar hikmeti barındıran bir olgu elbet manzum ve nesir’e konukluk edecekti.. Mesela halk edebiyatında rüya motifiyle sıkça karşılaşmaktayız.
Aşıklar, rüyalarında bir güzele aşık olurlar ve dahi aşkın vecibelerini de rüyalarda talim ederler… Aşıklığın ilk tohumları düşlerde atılır. Üçler, Kırklar veya ak sakallı pir’in tanıttığı Yar’in ismini ve yerini öğrenen aşık adayına, mahlası söylenir.. Sunulan badeyi içer ve kendinden geçer..Kalktığında ise o artık elinde sazı, yüreğinde sızısı olan gerçek bir aşıktır…

Şöyle bir silkeleyince zihnimizdeki rüya figürlerini Nemrud’un düşü seriliyor soframıza… Yakında doğacak bir çocuğun, saltanatını al aşağı edeceğini duyunca başlıyor tüm çocukları doğramaya.. Ne ki İbrahim annesinin karnında sürekli yer değiştiriyor, karanlık mağarada çabucak serpiliyor, Rabbini talim ediyordu o vakit. Nemrut rüyasının akıbetinin ne olacağını öğrenmeye çalışırken İbrahim elindeki baltayla putları parçalıyordu.
Ve bir rüya daha yorumlandığı gibi çıkıyordu.

İsmail’in masum boynunu keskin bıçağın insafına bırakan İbrahim’in gördüğü rahmanı rüya.. Üç kişilik bir imtihan; İbrahim, İsmail ve Hacer’in gördüğü…
Şeytani vesvese ve davetlere karşı üç keskin, üç sağlam bıçak..
Ve neticesinde Rabbe itaat etmenin mükâfatı, o yüce Rabbin dostluğu. Bir ”Bayram” onlardan bize kalan….

Ve rüyaların en güzeli, en müjdecisi…Kenan’ın kızgın çöllerinin serin yürekli çocuğu Yusuf’un düşü..
Ay, güneş ve yıldızların lerzeye geldiği an.
Ve gök kapılarının ardına kadar açıldığı, haset yüklü bulutların en yakıcı yağmurlarını yağdırdığı vakit. On kardeşin keder ve kaderlerinden kurtulmak için sarf ettikleri çaba, hain emel, korkunç tuzak.
Yusuf düşerken karanlık kuyulara,  arşa yükselen feryat…

Öyle bir rüya ki
Yusuf’u esirgeyen Yakup’tan, bir rüya ki Züleyha’nın gözlerini kör eden ve bir rüya ki Yusuf’u çıkaran zindanlardan, Mısır’a aziz eyleyen…
Yusuf’ un rüyası, Yakup’un rüyası ve Zülayha’nın gördüğü rüya…
Birbirine bağlı üç başlı bir macera…
Üç kişilik bir imtihan daha…

Ve bir rüyaya daha acıyoruz serap ve kâbus görmekten yorulmuş  gözlerimizi…
Bu seferki ama biraz daha uzun, biraz daha kasvetli..
Bu seferki bizim imtihanımız…
Kendi sınavımız…
Ama bu defa sorumluyuz gördüğümüz düşlerden, gezindiğimiz yerlerden, gördüklerimizden ve eylemlerimizden…

İşte bu, ’’Uyuduk uyanamadık’’ olacak olan rüya…
Bu, son rüya çıktığımız fani yolculuğun…
Bir daha yok uyumak ve dahi düşlere dalmak…

 

Ahmet MERSAN

Bu Yazi Toplam da 1.508 defa okundu


Bu Yaziyi Paylaş :

Benzer Yazilar

mmmajkdjksajkds

MEKTUPSUZ KALAN ZARFLAR

Mayıs 28, 2016
timthumb

BEKLEMEK

Mayıs 28, 2016
window-96719_640

DUVARLARIN GİZİ

Mayıs 27, 2016

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?


TemaHEX