ÇAĞIN SUSKUN TANIKLARI

BURADASIN
c981882e1fabc88df5e187af653e7cd2

ÇAĞIN SUSKUN TANIKLARI

 

İçimde, yapmam gerektiği halde ihmal ettiğim bir eksikliğin garip bir sıkıntısı dolaşıyor gibiydi. Sanki günlük yapılması gereken rutin işlerimden birini yerine getirmemiş gibi hissediyordum. Bir yerlerde bir aksaklık baş göstermişti ama adını koyamamıştım. Önceleri pek önemsemedim, örtbas etmeye çalıştım gelip sineme yerleşen bu garip düşünceleri.

Ne var ki gün be gün içimde ziyadeleşen meçhul evhamların sızdığı kaynağı bulmalıydım artık. Ve şöyle bir muhasebesini tutunca son aylardaki uğraşlarımın, alışkanlık ve fiiliyatlarımın, içimdeki bilinmeyen denklemin çarpanlarından birine rastlamıştım. Ama ben de son zamanlardaki kabristan ziyaretlerini aksatmamın bendeki derin etkisini fark edince en az sizin kadar şaşırdım!

Çocukluğumun o korkunç, gizemli ve gittiğimde beni içine çekerek yutacağını sandığım mezarlıklarla ilk tanışmam babamın vefatıylaydı… Toprağın bu kadar derin yarılabileceğini, üzerinde pervasızca gezenleri içine alıp boğan bir girdap haline dönüşebileceğini, toprağın balçıktan var edilmiş bedenlerimizin yeniden harmanlandığı bir değirmen olduğunu ilk o zamanlar fark etmiştim.

Yavrusundan uzak kalmış bir annenin çocuğunu kucağına alıp var gücüyle bağrına basmasına benzetilir toprağın insanı ilk karşılayışı. Yaşamın devamı için büyük bir özenle ekilip biçilen toprak, bu sefer son mahsulünü yeşertip filizlendirmek için alıyor bağrına insanı. Üzerinde işlenen sayısız günah ve cürümün şimdiye kadar sessiz tanığı olan toprak, artık hükmün kendisine geçtiği yeni bir hayatın artık baş mimarıdır.

İki âlemi birbirine bağlayan bir köprü misalindeki kabristanların uzaktan garip görünümü belki sizin de dikkatlerinizden kaçmamıştır. O haliyle, muazzam bir düzen içerisinde yan yana, ard arda dizilmiş;  karşıdaki düşman kuvvetlerine hücum etmek için, üflenecek borazanın keskin sesini bekleyen bir süvari birliğini andırır adeta.

Belki de bendeki kabristan ürkekliğinin bir sebebi de buydu. Büyüdükçe kimi korkularımızın ne kadar masum olduğunun farkına varırken, bir yandan da yaşımıza uygun yeni korkular sipariş ediyorduk kendimize. Ve zamanla berzah âleminin ilk menzili hükmündeki mezarlıklar sevimli gelmeye başlamıştı bana.

Gerçek dünyadaki insanlığın pejmürdeliğine, başıboşluk ve zalimliğine inat ‘’sessiz gemideki’’ yolcuları yakın bulmaya başlıyordu yüreğim. Süre giden hayatın bize her gün yaşattığı yeni yetme korkulara inat mezarlıklara olan korkularım libas değiştirip, sevimleşiyor,  bana benden bir şeyler katan terk edilmiş dingin bir liman hüviyetini alıyordu.

Zaten ecdadımız da mezarlıklarla iç içe bir hayat yaşamış, huzuru orada bulmuş; acılarını, hüzünlerini ve ayrılıklarını mezar taşlarıyla paylaşmamışlar mıydı? O yüzden değil mi ki tarihi camilerimizin hemen hemen hepsinin haziresinde, birçok türbe ve medrese bahçesine kurulmuştur makberler…

Özellikle tarihin canlı tanığı şehri-i İstanbul’ da bunun birçok örneğini görüyoruz. Mesela vefakâr Süleymaniye Cami’sini bilirsiniz. Hani ilk bakışta insanı heybet ve muazzamlığı karşısında şaşkınlığa düşüren devasa mabet…  Devrin cihan padişahı Sultan Süleyman’ın kabri camiinin bahçesinde köşede bir yerdedir. Adı birçok entrikalar ve oğullardan birinin veliaht olmasını sağlamak için verdiği uğraşlarla bilinen eşi Haseki Hürrem Sultan ile yan yana, beraberce diriliş çağrısını beklemektedirler. Ve yine izbe bir köşede gizlenmiş büyük usta Mimar Sinan’ın mütevazı türbesi… Ziyaretçilerini tefekkür deryalarına sevk eden bir başka ibret nişanesi…

Osmanlı mezarlıklarını araştırma konusunda önemli çalışmalarda bulunmuş Fâzıl İsmail Ayanoğlu, “Ortada mevcut yüksek sanat abidelerimiz  -faraza- olmasaydı bile, mezarlıklarımızda bulunan nihayetsiz eserler, bu milleti medeniyet göklerine çıkarmağa kâfi gelirdi.” Sözüyle kabristanların tarihimizdeki yeri ve önemini en güzel özetliyordu…

Hani Fransa’ da bulunduğu yıllarda Yahya Kemal’ e ünlü bir tarihçi

 ‘’İstanbul’ n nüfusu kaç?’’ diye sorar,

‘’50 milyon’’ yanıtını alınca şaşıran tarihçiye Beyatlı;

‘’Biz ölülerimizle yaşarız!’’ cevabını verir…

Şöyle bir dikkat edecek olursak hem mekân paylaşımı hem de sürekli yâd etmemiz hasebiyle gerçekten de ölülerimizle yaşıyoruz diyebiliriz… Kabristanlarımız, türbelerimiz hemen şehrin içinde yer alırken, sık sık ziyaret edip, dualar okuyor; istiğfar ve tefekkür ediyoruz… Büyüklerimiz, yapılan bir iyilik ve hizmet karşılığında sağ olanlar için uzun ömür dilerken, ölmüşlerimiz adına da rahmet okunması kültürümüze işlemiş, güzel bir adet halini almıştır…

Her mezar, toprağa basılmış bir mühür ve tarihe düşülmüş bir not hükmünde şahitlik ediyor çağlara… Yaşanmışlığıyla, üzerindeki asırlık çamlarla, her mevsim ayrı yetişen çiçekler; üzerinde uçuşan kuşlar, kumrular, karga ve yusufçuklarla; zamanın durduğu, tarihin canlandığı ve hüzün ve pişmanlık rüzgârlarının olabildiğince sert estiği gizemli mekânlardır.

Ne var ki değişen her şey gibi maalesef toplumumuzun kabristanlara olan saygısı ve yaklaşımı da farklılaştı günümüzde… Bu suskun meclisler, artık eskisi gibi tedirgin etmiyor, kalb ve nabız atışlarını hızlandırmıyor, insan ruhunu ürkütmüyor oldu… Tabi ya neden ölmüş olandan korkulsun ki… Şimdiye kadar hiç bir ölünün dirilip, kenarından kıyısından geçenleri darp ettiğini, soyduğunu veya herhangi bir zarara uğrattığını duydunuz mu?

Ölüler değil diriler mezarlığından korkulmalı aslında…

Yeşil ve açık alanlarda piknik yapma hasreti çekenler, askeri arazi ve mezarlıklar dışında yeşilin pek kalmadığı bu dönemde ölü insanların yanında yakmaya başladılar mangallarını… İstanbul Belediye Mezarlıklar Müdürü’nün geçtiğimiz yıllarda gazetelere verdiği demeçte: En büyük sorunlarının mezarlıklara ait yeşil alanların, eline mangal ve etlerini alanların istilasına uğraması ve personelin önemli bir kısmının bu mezar işgalcilerini uzaklaştırmakla görevlendirmesi olarak ifade ediyordu… Acı ama içine düştüğümüz trajikomik durumu özetleyen ilginç bir anekdot.

Herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceği beka âlemine geçişin kapısı kabristanlar; her zaman olduğu gibi, kendisini ziyaret edecek,  başucunda dertlerini, mutluluklarını paylaşacak ve masum dilleriyle sakinlerine dua demetleri sunacak misafirlerine olan hasretli bekleyişini sürdürmeye devam ediyor… Ve ben sekteye uğrayan mezarlık ziyaretlerime kaldığım yerden devam ediyorum… Her ne kadar zamanla bazı açılardan başkalaşım, değişim ve yaklaşım farklılıkları oluşmuşsa da, tefekkür ve muhasebe açlığı çekenler için kabristanlar her şey rağmen bulunmaz mekânlardır…

 

Ahmet MERSAN

TEMRİN DERGİSİ/31

Bu Yazi Toplam da 1.448 defa okundu


Bu Yaziyi Paylaş :

ÇAĞIN SUSKUN TANIKLARI Konusuna Ait Etiketler

Benzer Yazilar

mmmajkdjksajkds

MEKTUPSUZ KALAN ZARFLAR

Mayıs 28, 2016
timthumb

BEKLEMEK

Mayıs 28, 2016
window-96719_640

DUVARLARIN GİZİ

Mayıs 27, 2016

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?


TemaHEX